Kapıkulluğumu, Demokrasimi ?
2011-12-03 19:31:56
Okunma: 384
Osmanlı devletinin son yüzyılı, Napalyonu yendikten sonra dünyanın bir numaralı
askeri gücü haline gelen çarlık Rusya’sı ile Batı Avrupa devletleri arasındaki
denge politikasının etrafında yaşanmıştır.
Atatürk İstiklal Savaşı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, yeni rejim çalkantıları içinde bulunan Sovyetler Birliği’ndeki muhtemelgelişmelere karşı, batının denge hesaplarını çok iyi okumak suretiyle kolaylaştırmıştı. İkinci dünya savaşına kadar süren dönemde ise , Afganistan’dan Balkanlar’a uzanan kuşağa gösterilen yakın ilgi ve büyük güçler dengesine ters düşmeyen politikalar Atatürk’ün bir dış siyaset dahisi olduğunu açıklar.
İkinci dünya savaşı ile büyük güçler dengesine, güçlerin en büyüğü olarak ABD faktörü eklendi. Bugün Yalta’da başlayan müzakereler ve pazarlıklar pazarlıklar dizisiyle, dünyanın gelişmiş kuzey bölümünün iki rejim arasında taksim edildiği hakimiyet ve denge kavgasının dünyanın geri kalan kısmına , üçüncü dünyaya itildiği biliniyor. Gelişmelerde bunu doğruluyor.
Dünyada yaşanan güçler kavgasının, bu kavganın tarafı olmasa dahi, bütün ülkelerin iç politikalarına yansıdığı aşikar. Genel olarak devletlerin ve milletlerin geleceği, dış politika yanında, dünya gidişine ters düşmeyen iç politikaların oluşturulmasına bağlı.
Savaş sonrası rejim esas alınmak kaydıyla libaral ve sosyalist sistemler arasında belirli sınırlarla ikiye bölünmüş olan kuzeydeki gelişmiş kuşak gelecek için istikrara kavuşturulmuştu. Nitekim , bu sahada aradan geçen onca yıl boyunca sınır ve rejim değişikliği olmamıştı.
İki kutuplu dünya dışında kalan üçüncü dünya devletleri devletler kurulmuş, yıkılmış, bölünmüş, rejimler değişmiş, tam bir istikrarsızlık ve gelecek güvensizliği yaşanmıştır. Bunun en yakın örneği Afganistan , İran, Irak ve arap ülkelerinde yaşanan rejim karmaşası . Süper güçler hakimiyet ve denge kavgalarını , gelişmiş ve iki sistem arasında kesin sınırlarla bölünmüş kuzey kuşakta değil, dünyanın geri kalan kısmında , üçüncü dünya da sürdürmektedirler. Savaş sonrasında oluşacak bu günkü şartların sinyalleri, 1943 ‘te Yalta ‘dan sonra alınmaya başlamıştı. Savaş sonrasında üçüncü dünya kesminde kalan Türkiye’den Sovyetler Birliği’nin Kars ve Ardahan‘ı ve boğazlarda müşterek kontrolü istemesi, bu tehtide karşı Türkiye’nin ABD’nin desteğini araması ve mısuri zırhlısının boğazlardaki gösterisi hatırlardadır.
Türkiye’de 1945’te girilen, batılı modele uygun, çok partili demokratik rejim, yanlızca bir hevesin ya da idealin sonucu değil, Türkiye’ye dünyanın istikrarlı ve geleceği belirli bölgesinde çevre ve güvence sağlama düşüncesinin, bu yöndeki feragatkar bir vatanperverliğin ifadesiydi bu sayede Türkiye, batılı liberal kuzey kuşakta yerini almak için gerekli iç politik şartları oluşturmuş, Birleşmiş Milletlerden çeşitli Avrupa ülkelerine Nato’ya bilahare ortak pazara kadar bu camiayı girmeyi hazırlığına girmişti. Türkiye demokratik nizamı zamanında kurduğu için ,Macerya terk edilen üçüncü dünyadan kurtulmuş, liberal batı blokunun istikrarına kavuşmuş, rejim, sınırları geleceği ve bütünüyle çok daha ağır tehdit ve taziyikleri saf dışı edebilmiştir.
Israrlı batı kuşağının teminatına kavuşmak için Amarika’yla dost olmak veya kominizme karşı olmak yetmez. Demokrasiye batı’daki standartına uygun biçimde kurup işletmek şarttır.
Demokratik rejim 21 yy insanlığına yakışan , insan hak ve özgürlüklerini teminat altına alan, huzur, sosyal denge ve en hızlı ekonomik büyüme şartlarının hazırlayan bir siyasi tercihtir. Ancak dünyada çok kritik bir jeopolitik yer işgal eden Türkiye için demokrasi yanlız bunlardan ibaret değildir. Bu günkü dünya politikası çevresinde geleceğin ve bütünlüğün teminatıdır.
Demokratlık ‘adam olmanın’ gereğidir. Demokratlik ve serbestlik (Liberal) ayrıca vatan perverliğin bölünmez Türkiye idealinin gereğidir.
Demokrasi evrensel bir ünüformadır. Türkiye’ye has farklı bir demokrasi olamaz. Böyle bir model demokrasi olmaz.
Demokrasinin asgari standartları vardır. Bu standart, insan hakları evrensel beyannamesi gibi belgelerle sabittir. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’daki demokrasinin sınırları ve muhtevası ne ise Türkiye’ninki de aynı olmalıdır, bir adım gerisi değil.
Asgari standartına uymayan demokrasiyi dış dünyaya demokrasi diye yutturullamaz tıpki 2002’ye kadar totaliter yapıyı demokratik rejim diye yutturmaya çalışdığımız gibi.
Atatürk İstiklal Savaşı’nın Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu, yeni rejim çalkantıları içinde bulunan Sovyetler Birliği’ndeki muhtemelgelişmelere karşı, batının denge hesaplarını çok iyi okumak suretiyle kolaylaştırmıştı. İkinci dünya savaşına kadar süren dönemde ise , Afganistan’dan Balkanlar’a uzanan kuşağa gösterilen yakın ilgi ve büyük güçler dengesine ters düşmeyen politikalar Atatürk’ün bir dış siyaset dahisi olduğunu açıklar.
İkinci dünya savaşı ile büyük güçler dengesine, güçlerin en büyüğü olarak ABD faktörü eklendi. Bugün Yalta’da başlayan müzakereler ve pazarlıklar pazarlıklar dizisiyle, dünyanın gelişmiş kuzey bölümünün iki rejim arasında taksim edildiği hakimiyet ve denge kavgasının dünyanın geri kalan kısmına , üçüncü dünyaya itildiği biliniyor. Gelişmelerde bunu doğruluyor.
Dünyada yaşanan güçler kavgasının, bu kavganın tarafı olmasa dahi, bütün ülkelerin iç politikalarına yansıdığı aşikar. Genel olarak devletlerin ve milletlerin geleceği, dış politika yanında, dünya gidişine ters düşmeyen iç politikaların oluşturulmasına bağlı.
Savaş sonrası rejim esas alınmak kaydıyla libaral ve sosyalist sistemler arasında belirli sınırlarla ikiye bölünmüş olan kuzeydeki gelişmiş kuşak gelecek için istikrara kavuşturulmuştu. Nitekim , bu sahada aradan geçen onca yıl boyunca sınır ve rejim değişikliği olmamıştı.
İki kutuplu dünya dışında kalan üçüncü dünya devletleri devletler kurulmuş, yıkılmış, bölünmüş, rejimler değişmiş, tam bir istikrarsızlık ve gelecek güvensizliği yaşanmıştır. Bunun en yakın örneği Afganistan , İran, Irak ve arap ülkelerinde yaşanan rejim karmaşası . Süper güçler hakimiyet ve denge kavgalarını , gelişmiş ve iki sistem arasında kesin sınırlarla bölünmüş kuzey kuşakta değil, dünyanın geri kalan kısmında , üçüncü dünya da sürdürmektedirler. Savaş sonrasında oluşacak bu günkü şartların sinyalleri, 1943 ‘te Yalta ‘dan sonra alınmaya başlamıştı. Savaş sonrasında üçüncü dünya kesminde kalan Türkiye’den Sovyetler Birliği’nin Kars ve Ardahan‘ı ve boğazlarda müşterek kontrolü istemesi, bu tehtide karşı Türkiye’nin ABD’nin desteğini araması ve mısuri zırhlısının boğazlardaki gösterisi hatırlardadır.
Türkiye’de 1945’te girilen, batılı modele uygun, çok partili demokratik rejim, yanlızca bir hevesin ya da idealin sonucu değil, Türkiye’ye dünyanın istikrarlı ve geleceği belirli bölgesinde çevre ve güvence sağlama düşüncesinin, bu yöndeki feragatkar bir vatanperverliğin ifadesiydi bu sayede Türkiye, batılı liberal kuzey kuşakta yerini almak için gerekli iç politik şartları oluşturmuş, Birleşmiş Milletlerden çeşitli Avrupa ülkelerine Nato’ya bilahare ortak pazara kadar bu camiayı girmeyi hazırlığına girmişti. Türkiye demokratik nizamı zamanında kurduğu için ,Macerya terk edilen üçüncü dünyadan kurtulmuş, liberal batı blokunun istikrarına kavuşmuş, rejim, sınırları geleceği ve bütünüyle çok daha ağır tehdit ve taziyikleri saf dışı edebilmiştir.
Israrlı batı kuşağının teminatına kavuşmak için Amarika’yla dost olmak veya kominizme karşı olmak yetmez. Demokrasiye batı’daki standartına uygun biçimde kurup işletmek şarttır.
Demokratik rejim 21 yy insanlığına yakışan , insan hak ve özgürlüklerini teminat altına alan, huzur, sosyal denge ve en hızlı ekonomik büyüme şartlarının hazırlayan bir siyasi tercihtir. Ancak dünyada çok kritik bir jeopolitik yer işgal eden Türkiye için demokrasi yanlız bunlardan ibaret değildir. Bu günkü dünya politikası çevresinde geleceğin ve bütünlüğün teminatıdır.
Demokratlık ‘adam olmanın’ gereğidir. Demokratlik ve serbestlik (Liberal) ayrıca vatan perverliğin bölünmez Türkiye idealinin gereğidir.
Demokrasi evrensel bir ünüformadır. Türkiye’ye has farklı bir demokrasi olamaz. Böyle bir model demokrasi olmaz.
Demokrasinin asgari standartları vardır. Bu standart, insan hakları evrensel beyannamesi gibi belgelerle sabittir. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya’daki demokrasinin sınırları ve muhtevası ne ise Türkiye’ninki de aynı olmalıdır, bir adım gerisi değil.
Asgari standartına uymayan demokrasiyi dış dünyaya demokrasi diye yutturullamaz tıpki 2002’ye kadar totaliter yapıyı demokratik rejim diye yutturmaya çalışdığımız gibi.
Yorum Yaz (Yorum Yazmak üyelik Gerekmektedir.)
SON DAKİKA
- Kanalizasyondan demetle Dolar çıktı...
- Voleybol Turnuvasının Finalistleri ...
- Memurlar Hükümetin zam taklifine te...
- Saruhanlı esnafından dayanışma örne...
- Gençlik Haftası etkinlileri...
- Trafik Haftası Resim Yarışması ödül...
- Orman yangınları ile mücadele komis...
- AK Parti İl Başkanı Murat Baybaturd...
- Engelliler Haftası kutlandı...
- Trafik Haftası kutlanıyor...
HAVA DURUMUManisa
23 °C
12 °C
24 °C
13 °C
28 °C
14 °C
30 °C
16 °C
ANKETAnket SonuçlarıTümü















